"Gözümü kapattığımda ne görüyorum biliyor musun?" dedi.
Aslında bu bir soru değildi.
"Işıklar sonuna kadar yanık olmalı. Tamamen. Bir tane de şarkı var. Bundan bahsetmek istemiyorum. Yere uzandığımda, tavana bakarken gözlerim ışıktan kamaşıyor. Gözlerimi kapatıyorum. Göz kapaklarımdan gözlerime girmeye çalışıyor bütün aydınlık. Her defasında. Göz kapaklarıma saklanmış o incecik damarlardan geçen kanın akışını görebiliyorum. Işık bana kırmızıyı gösteriyor. Tamamen dışa vuruyor."
Adam eski, ahşap -tahminen elli senelik- masanın önünde, kadına dönük oturuyor. Masanın üzerinde içi izmarit dolu kültablası, içinde yarısına kadar dolu viski şişesi ve iki tane kirli fincandan başka hiçbir şey yok.
Aynı fincan ile önce kahve, sonra viski içilmiş bile olabilir. Cam, üzeri oyalı, geniş saplı orta boy bir fincan.
Halbuki yıllar önce evin hanımı tarafından alındığında yepyeni, gıcır gıcırdı o fincanlar. Henüz üzerindeki çiçek oyalı desenler yok olmamış, bardağın üst ve alt kısmını çevreleyen altın yaldızların yarısı soyulmamıştı. Artık sekizlik takımdan sadece ikisi sağlamdı. İçerisinde sadece viski ve kahve ile şenlenen kirli bir fincandan ötesi değildi.
Adamın hırs ile ve biraz da telaş ile bacağını sallaması kadının umurunda olmadı. Kendi kendine mırıldanıyordu kaba sesiyle. Kimi zaman melodik şekilde.
Kim kendi kendine melodik şekilde mırıldanırdı ki?
Kadının saçları keçeleşmişti kimi yerden. Bir koyun tüyünden farksızdı ama kadın farkında bile değildi. Keçe olmayan yerlerin de bir çoğu da zaten dökülmüştü. Belki de stresten. Kendi kendine melodik şekilde konuşan birinin saçı umurunda olur muydu sanki?
Değişmeyen tek şey bal rengi gözleriydi. Bal rengi gözleri. Bakışıydı sanki en önemlisi. Bakışları aynıydı.
Kadının mırıldanması yükseldi. Kendi kendine söyleniyordu yüksek sesle.
Adam kulak kesildi bu sefer kadına. Sözlerinden hiçbir şey anlamadığı o melodili mırıldanmayı dinliyordu.
"Sana eşlik edebilmeyi ne çok isterdim" dedi, kadının aksine gayet naif bir ses tonuyla.
Görüntüsüne de tamamen zıttı adamın sesi ve konuşması. Ne kadar heybetliydi halbuki. Bir kükreme beklenirdi ondan. Ama o istenileni vermezdi. Zaten isteklerden hangi birini karşılayabilirdi ki.
"Gel" dedi kadın. "Gel ve katıl. Hayalime ortak olabilirsin. Her zamanki gibi."
Saat akşamın 11'i idi.
"Saatler o kadar kısa ki. Aynamı ver bana!"
Kadın şimdi de bunun için tutturuyordu.
"AYNAMI VER"
Adam istemeye istemeye yerinden kalktı. Topallıyordu hafiften.
Eski ahşap olan yerler gıcırdıyordu adamın her bir adım atışında. Eskinin, geçmişin, yaşanmışlığın izleri vardı her bir yerde. Eşyaların kimisi kırılmış, kimisi paslanmış fakat hala işe yararmış gibi aynı yerlerinde duruyordu.
Adam topallaya topallaya geri döndü oturdukları odaya. Kadına elindeki aynayı uzattı. Ayaklı, minik bir aynaydı bu. Alt kısmı beyaz porselendi. Aynanın arka tarafı camla kaplanmış, camın iç kısmına da yapma çiçek konmuştu.
Kadın aynayı aldı titreyen eline. Yüzüne doğru yaklaştırdı. Göz bebekleri büyüdü aynadaki yansımasına bakarken.
"Ahhhh" dedi kadın "Ahhh şu halime bir bak!"
Bu bir yakınma değildi. Kadın her şeyi unutmuştu.
"Yapacak çok şeyimiz var bak görüyor musun"
Kendini görmek istediği gibi görüyordu sadece.
60 sene önce nasılsa, yine öyle.
Henüz yirmi yaşındaymış gibi. Dipdiri, canlı. Saçları upuzun belinde, sadece bir kurdele bağlamış. Gözleri sürmeli. Elleri titremiyor. Zamanı çok. Hayal kuruyor. Aslında zamanı yok.
Adam gülümsedi. Nasıl bir gülümsemeyse o, gözlerinde ışıltı yok.
Kadını onayladı sadece.
"Evet" dedi.
Kadın gülümsüyordu. Nasıl içten, nasıl güzel. Aynadan bir saniye bile gözünü ayırmıyordu.
Adam farkındaydı, kadın değildi.
Kadının gülümsemesi her şeye değerdi. Gözleri ışıl ışıl olan gerçek bir gülümseme.
Tekrar mırıldanmaya devam etti yaşlı kadın. Kendi kendine. Melodi eşliğinde mırıldanıyordu. Kimse anlamıyordu, anlasalar da bir şey değişmeyecekti zaten.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 kişi bekle ben de geliyorum dedi:
çok güzel.. gözleri ışıl ışıl gerçek bir gülümseme :)
Bayıldım.
süper süper !
"ışıklar yanık olmalı " derken?
Yorum Gönder