22 Aralık 2011 Perşembe

Sen Hiç...

Elinde Prada marka çantası, yine aynı markanın yeni sezon yüksek topuklu ayakkabısıyla uzun taş yolda yürüyor genç kadın. Üzerinde ünlü bir İtalyan modacının son kreasyonundan olan bir elbise var.
Geçen ay kafasını dağıtmak için kaçamak amaçlı gittiği İtalya'dan almıştı. Ah Milano...


Bir çocuk sahibi olan bu kadın fazlasıyla göz alıcıydı. Saçları parlak siyah, tepeden sımsıkı toplanmıştı. Yüzüne düzenli olarak yaptırdığı düzeltmeler kadının gerçek yaşını tahmin edilemez kılıyordu. 1.60 olan boyunu milyarlık platform topuklu ayakkabılarıyla rötuşlayabiliyordu. Göğüsleri ödüllü bir aşçının yaptığı karamelli, krokanlı pasta kadar lezzetli görünüyordu. Belli ki estetik cerrahı gerçekten işinde en iyi olanlardan biriydi. 


Sonu uçsuz gibi görünen bu yolda yürüyen kadının ayakkabısının topuğundan çıkan ses duyulmuyordu insanların ve otomobillerin gürültüsünden. Büyük, yeterince geniş olan bir caddedeydi. Arabalar çift şerit halde ilerlerken, caddenin iki tarafını da yol boyu lüks cafeler ve mağazalar süslüyordu.
Kadın bir kaç adım daha attıktan sonra önünde son model bir otomobil durdu. Şoför arabadan inip ona kapıyı açtı. Kadın şoförü zarifçe selamladı. Zarifti. Tam bir hanımefendi.


Yarım saatlik bir yolculuğun ardından şoför arabayı oldukça şatafatlı görünen, dışarısı tamamen çift taraflı cam ile kaplı olan bilmem kaç katlık binanın önünde durdurdu.
Kapıda magazinciler, kırmızı şerit ile onlara ayrılmış olan bölümde avlarını bekliyordu.
Kadının arabadan inmesiyle flaşlar patlamaya başladı. Kadın kameralara tebessüm etti. Uzatılan mikrafonları geri çevirmeyerek bir kaç soruyu yanıtladı. Magazin ve moda dergilerinde yayınlanması için değişik açılardan poz vererek içeriye geçti.


İçerisi tıklım tıklımdı. Davetliler; garsonların getirdiği çeşit çeşit ikramlar ve alkollü kokteyller ile oyalanmaya çalışıyordu.
Adım başı selamlaşma faslının, abartılarak gösterilen ilgilerin, atılan sahici -orası kesin değil- kahkahaların yaşandığı bir andı.
Kadın diğer davetlilerin yanına yaklaştığında hemen tanıdık yüzlerle karşılaştı. Soğuk yüzler. O yüzlerde beliren samimiyetsiz gülümsemeler. Her biri mevcuttu.
Kadın, gelen konukların birinden bir diğerine köşe kapmaca oynarcasına gelen tebrikleri kabul ediyordu. Aynı samimiyetsiz gülümseme onda da vardı.
Bir ara boşluktan faydalanarak uzakta bir köşeye geçti. İnsanları izledi. Herkes gizliden gizliye birbirini süzüyordu. Ayakkabısından saçına, taktığı mücevherden boynundaki kravata kadar.


Fısıldaşmalar.


Aslında onun gecesiydi. Onun gecesi olmalıydı. Çok güzel işler yapmıştı. İsmi çok güzel yerdeydi. Tıpkı her zaman istediği gibi...
Bu.
Değildi.
Yapay bir burun değildi istediği. Veya sonradan irileştirilmiş dik göğüsler.
Herkes onun ne kadar güzel olduğundan bahsederdi.


Ah ne kadar da güzeldi. 


Herkesin imrendiği bir aileye sahipti. İş adamı eşi ülke çapında ismi bilinen biriydi. Aileden soylu ve zengindi. Kadın ise öyle bir aileden gelmemişti. Tamamen orta halli bir ailede büyümüş, evlenene kadar gayet sıradan, mütevazı bir hayat yaşamıştı.
Prensini bulmuştu genç yaşında. İlk görüşte aşk denen şeyi yaşadığını iddia ederdi her zaman.


İlk görüşte aşk. 


Sonrasında gelen lüks; daha önce girmediği ortamlara ayak uydurmaya çalışmak, önceden "ukala" diye tanımladığı insanlar ile dost olmak... hayat felsefesi aslında bu değildi.
İnsanların kadında imrendiği sadece bunlar değildi. Dünyalar yakışıklısı oğlu vardı bir de. Babası tarafından yeterince şımartılmış, daha 18 yaşına basmadan istediği otomobile sahip olmuş bir çocuk. 
Ailecek gazetelere verdikleri röportajlarda çizdikleri portre gerçekten inanılmaz olurdu her zaman. Bir masal gibi. Fotoğraflar, anlatılanlar... her şey. Sıradan insanların okuyup, imreneceği türden.


Alkışlar, tebrikler, röportajlar, fotoğraf çekimleri...


Gece sonlandığında kalabalıktan en hızlı ayrılan o oldu. Kendini bir an önce eve atmak istiyordu. O muhteşem binadan dışarıya çıktı. Kapının önünde onu hazır bir şekilde bekleyen otomobile aynı zerafetiyle binerek eve doğru yol aldı.


Evde derince bir sessizlik hakimdi. Yürürken -bu sefer- ayakkabısının topuğundan çıkan ses tüm katta yankılanıyordu. Kadın merdivenlerden yukarıya çıkarken, içeriden bir ses "hoşgeldiniz" dedi. Kadın sadece "çok yorgunum, bana içecek sıcak bir şeyler getir, dinlenmek istiyorum" diyerek üst katta bulunan odasına çıktı.


Oğlu evde yoktu.
Eşi de.
Yoğunluktan dolayı saatlerce bakmayı unuttuğu telefonunu minik çantasından çıkardı ve eşinden hiçbir cevapsız arama olmadığını gördü -iki ay süresince olduğu gibi
Üstünü çıkarmadan kendini yatağa attı kadın.
Çok sevdiği, aşık olduğu, peri masalının kapısını açan eşinin onu başka bir kadın ile aldattığı yatağa.
Üzerindeki pahalı kıyafetler o değildi. Toplum içinde insanlara karşı kullandığı gülümseme de o değildi. O şu an sadece buydu. Bu kadardı.


Kadın boş bakışlar ile sırt üstü yattığı yataktan tavanı izliyordu, hareketsiz. Kapı iki kere tıklandı. Elinde tepsi ile hizmetçisi içeriye girdi. Kadının hüzünlü bakışını, umutsuz halini görmezden gelerek büyük bir özen ile fincanı minik sehpanın üzerine koydu, kapıya yöneldi.
"Sen hiç hayatının başkasının gözünden nasıl göründüğünü merak ettin mi? Dışarıdaki insanların seni gördüğü kadarıyla sana imrenmesi, kafasında seni mükemmelleştirmesi veya öyle görmesi, senin hayatını istemesi..." 
Kadın daha cümlesini tamamlayamadan hizmetçisi odadan çıkmıştı bile. 
Kadını -gerçek- kendisiyle çoktan baş başa bırakmıştı.
Her zamanki gibi.

12 kişi bekle ben de geliyorum dedi:

Adsız dedi ki...

ahçı değil, aşçı olacak o. :)

Adsız dedi ki...

Senden hep böyle güzel yazılar bekliyoruz :) Edebi dilin oldukça güzel.

Mrs. Baros dedi ki...

Adsız: Aaaaaa! Uyardığın için teşekkür ederim, hemen düzelttim (:

rahat yazar dedi ki...

Gördüğüne inanır herkes ama gerçekler görünenden çok farklıdır. Bu yazı o kadar gerçek ki...

crow and freak dedi ki...

fonda çalan damien rice-amie şarkısı eşliğinde okurken gerçek olduğuna inanmak istedim. ve aynı zamanda gerçek olmadığına da.

kadiras dedi ki...

Hoş yazı, güzel tespit ama sanki çeviri Türkçesi okur gibi oldum. Hani olur ya yabancı dildeki kitapların Türkçeye çevrilmiş halleri...

Mrs. Baros dedi ki...

rahat yazar: (:

crow and freak: hemen dinleyeyim o şarkıyı.

kadiras: O nasıl oluyor ki (:

weba dedi ki...

Çok beğendim Güşşa. Çok akıcıydı. Kitap tadında.
(:

Adsız dedi ki...

Blogumda taglendin.
Eğer sorularıma cevap verirsen çok sevinirim. Teşekkür ederim ve iyi yıllar:)

http://bizzem.tumblr.com/

ozkanufuk dedi ki...

sanki ünlü bir romandan alıntı okudum. bravo :)

Kadiras dedi ki...

Ne bileyim öyle geldi işte :) Diğer yorumlara dikkat edersen onlar da benim gibi bir roman okur gibi hissetmişler ama biz genelde yabancı dildeki kitapların çevirilerini okuruz. Büyük yazarlarımızın kitaplarını okuduğunda çeviri kitaplarından daha farklı bir üsluba sahip olduğunu görürsün ve beni anlarsın sanırım :)

Red Dominum dedi ki...

ne guzel bir gogus metaforu..krokanlı pasta gibi:)

 
9bb2570638e16e076d87cac43930f6578d91c95d