O kadar güzel

Dertleriniz... O kadar güzel ki.
Ve bir o kadar tutsak.
Halsizliğinizi hissedebiliyorum. Damarında akan kanın sesini bile duyabiliyorum.
Hissediyorum sizi.
Yok oluşunuzu.
Kurduğunuz medeniyet içerisinde içten içe kanamanızı izliyorum.
Kahroldum.
Gün ağarıyor.
O eski duvar saatinin sesini hala bir yerlerden duyabiliyor musun?
Tik tak 
Tik tak
Aşklarınızı hissediyorum. Buram buram çürük kokuyor.
Ve tekrar o haykırışınız...
Sanki yanıbaşımda.
Dertleriniz... O kadar güzel ki.
Bile bile lades olmanıza içiyorum.
Ve bir o kadar kusursuz...

Kusursuzluğunuz beni boğuyor.

Memur bey

Mesela sokağa çırılçıplak çıkarsan sana deli derler. 
Doktor bey ben sadece arınıyorum. Küçük bir mide bulantım var ve bunun geçecegini düşünüyorum. Onun harici kısmi bir sıkıntı hissetmiyorum. Hayır doktor bey varoluş sancısı da çekmiyorum. Sadece yaşamak istiyorum. 
Memur bey, çok fazla soru soruyorsunuz ve sanırım haddinizi aştınız. Ne kadar savunmasız olduğumu göremiyor musunuz? 
Tıpkı kinlenmiş bir boğa gibisiniz. Burnunuzdan soluduğunuz havayı genzimde hissedebiliyorum. Peki bunu neye borçlusunuz?
Anlatsana doktor bey, hayatını bu şekilde mafetmeni neye borçlusun? Yoksa çocukluk anıların içerisinde seninle beraber kıvranıp bir viski açmamı mı istersin?
Memur bey lütfen siz ayağa kalkmayın. Size eşlik etmeyi kesinlikle red ediyorum.
Burada bugün doktor bey için toplandık ve ona yardımcı olmaya çalışıyorum bunu göremiyor musunuz!?
Ne haddinize!
Ne yapalım uzaydan mı konuşayım. Size galaksiyi, marsı, venüsü mü anlatayım memur bey?!
Bazen gerçekten anlam veremiyorum isteklerinize.
Her neyse, nerede kalmıştık doktor bey. Eşiniz diyorduk, kaçıncı çocuğa hamile şuan. Yoksa başkasıyla seks yaptığı için kendinizi içten içe yiyor musunuz?
Yemiyor musunuz doktor bey. Geçen gece o güzeller güzeli, derin yeşil gözlü esmer milf hanımın göğüslerini bir otel odasında nefessizce ısırırken öyle düşünmüyordunuz. 
Evet, çocukluk diyorduk. Viski var mı buralarda? Biraz da buz. Sanırım bir yerlerden bulabiliriz. Neyse. Anlayışlı olabiliriz birlikte doktor bey. 
Öncelikle memur bey ellerini üzerimden çekmeli. 
Elleriniz çıplak bedenim için biraz fazla soğuk.

Biri.

Ben sadece gün içindeki koşuşturmaların sırasında yanından geçen biriyim.
Tanrıların uzun zaman önce bana ağlamayı yasakladı.
Kendi varolmamış ütopyanda çırpındığın her bir dakikada kafanın içinde konuşan sesim.
Göremeyeceğin kadar uzakta ve bir o kadar kalbini düşünmeden parçalayabilecek kadar en derininde.

Ben sadece gün içindeki koşuşturmaların sırasında sana uzaktan bakıp gülümseyen biriyim.
Tanrıların uzun zaman önce bana yalvarmayı yasakladı.
Tarihini yazmaya adım adım devam ederken nefes almayı unutman gibi.
Alışılagelmiş her bir girdapta umutsuz vaka hallerinle dibe batmamaya çalıştığın günlerden birindeyim.

Ben sadece gün içindeki koşuşturmaların sırasında sana sarılan biriyim.
Tanrıların uzun zaman önce beni yok saydı.
Her bir hissizliğinde ön gördüğün o dünyanın en bucağından çıkıp kollarını açmaya çalıştığın gibi.
Kan ter içinde kalmış çıplak bedeninin sayıkladığı her bir cümlenin en hissiyatsız vurgusuyum.

Ben sadece gün içindeki koşuşturmaların sırasında seni inkar eden biriyim.
Tanrıların uzun zaman önce beni affetti.

Öyle Biriydi

Çok derinlemesine konuşmayacağım.

Gün geliyor ve 'hayır o öyle biri değildi' diyor karşısındaki insan için.

Öyle ki, bu en fazla ölümle sonuçlanan durumlarda gerçekleşiyor.
Taktığımız maskelere alışmak daha kolay geldiğinden, maske ardında yaşanan kontrolsüz halleri görmek için belirli bir çaba sarf edemiyoruz. Bu çok sinirlendiğin zaman karşındaki insana zarar vermemek için elinin altında duran bir eşyayı yere fırlatmak, yumruğunu duvara vurmak gibi.

Kontrolsüz haller.


Yapımız gereği maskelenmeye ihtiyaç duyuyoruz her gün. Bu 'yalancı' sıfatı almanın da ötesinde bir durum. Çünkü bir çok insan ruh halinden korkar. Bu ruh hali ailenle, sevgilinle/eşinle olan hallerden, hatta -en yakınım- her şeyimi bilir dediğin dostunun yanında bile gün yüzüne çıkmayan durumlardır.

Öz benlik. Sen tek başına iken olan halin. Tüm korkuların, kırılganlığın, sapkınlıkların, çelişkilerin, takıntıların, düşüncelerin, davranışların gün yüzüne gerçek manada çıkabildiği tek an.
Neden karşımızdaki insanların maskesinin altında asıl yatan öz benliği merak etmiyorlar? Üstünkörü bir takım sualler ile geçiştirdiğimiz bu tanıma evrelerinde, aslında altta yatan gösterişsiz mahvoluşlara şahit olmaktan mı korkuyorlar, yoksa bilmemek sadece içlerini mi rahatlatıyor?
Bu noktada 'hayır o öyle biri değildi' serzenişleri ne kadar doğru?
Sırf 'farklısın' denmesin diye içine kapanmak, açılamamak, kendini saklamaya çalışmak. 'Sorunlu' olarak adlandırılmamak adına yapılan maskeleme sisteminin kurbanı olmak.

En aciz fakat en bilindik bir örneği; kendini öldüren, yani intihar etmiş insanları göz önüne alalım.

Arkasından tek duyduğum şey 'hayır o öyle biri değildi. çok mutluydu. naif biriydi. bunu yapacak biri değildi' denmesi.
Hayır, o artık yok. Çünkü öyle biriydi. Ama sen ona sadece baktın. Görmeyi tercih etmedin.
İntiharı bir kenara bırakıyorum.

Çevrenizdeki insanları ne kadar ele alabiliyorsunuz, ne derece farkındalar?

Gün yüzüne çıkmayan şeyleri sadece bir kaç dedikodu, kadın muhabbeti, makyaj tüyoları, önümüzdeki haftanın maçları olarak mı görüyorlar?

Ötesine bakmaya çalışan insanlar benim gözümde birer ilah.

Yargılamamanın, yadırgamamanın, sorguların, merakın birer ilahları.
Görmeye çalışmanın.
Hissedebilmenin.
Nefesinin tam olarak hangi noktada kesildiğini görmeye çalışanların, fonksiyonların tam olarak hangi noktada açılıp, hangi noktada kapandığını algılamaya çalışanların.
Seni sen yapanın, kendisini cesurca maskelemeyenlerin.
Maske takmayanların.
Maske takanların maskelerini çıkarmaya çalışanların.
Olduğu gibi kabul edebilenlerin.
Uyuşmuş beyinlerle sürü halinde gezmeyenlerin.
Hayal gücünü inatla yüksek tutanların.

Pekala.

Kendi kanıtlarınız neler?
'Ruh hastası' sıfatını yerleştirmeleriniz neler?
Görmemeye çalışmanın bilincinde olup olağandan şaşmamalarınız neler?
Saklamayanları, 'bu' olduğunu kabullenmiş olanları yadırgamalarınız neler?
Görmemeyi tercih edip, sonrasında kabullenemeyişleriniz neler?

Size bir haberim var;

Evet, o öyle biriydi.

İki Dünya

Teşekkürler ütopyam. Koskoca bir savaş izliyorum. İki dünyanın çarpışması.
Tam bir trajedi.
Dram.
İnsanlar çığlık atıyor!
İki dünya çarpışıyor ve insanlar kaçmaya çalışmıyor. 
Hayır, kimse kendi dünyasını korumuyor. Koruma kalkanı altına alamıyor.
Biri birilerinin hayatını yaşıyor.
Ve pazartesiden nefret ediyor!
Hayatından nefret ediyor! 
Ama bu savaştan kendilerini sorumlu tutmuyorlar. 
Entegre olmuşlar. Sorgulamıyorlar.
'Ne yapıyoruz biz?'
Bulutlara dokunamıyorlar. Ve bulutları izlemiyorlar.
Sahip olunan tasmadan kaçamıyorlar.
Ve çığlıklar yok. Ve ütopya. Verilen savaş. 
Kaçtığımız yerde de sıkışıyoruz.
Bir azınlık kaçanlar.
Kaçacakları yer her daim yakın. Uzaklaşılamıyor.
Tasma gevşemiyor.
Sunulan yeniyor.
Fazlası talep edilmiyor.
Gökyüzüne bakıp bulutları izlemiyor kimse.
Onların dünyası kazanıyor.
Hep.

Benim İçin

(İçsesim bu aslında, kendime yazıyorum. Okumasanız da olur. Sadece bu burada dursun istedim)

Şimdi düşünüyorum, hiçbir yaşımda yeni yıl heyecanına kapılmadım. Aslında 'heyecan ' hissini doygunlukla yaşayabilen bir insan degilim. Her neyse. X yıl berbattı Y yılına girelim bir an önce diye bi beklentim de olmadı. 

Kötü, olumsuz, başarısız olarak adlandıracağım şeyler beni ben yapan; şu an tanıdığınız gülşah olmama sebep olan şeylerdi. Bu nedenle tüm yaşadığım şeyler için 'iyi ki' diyorum.

2014 mü? Kendi açımdan tanımlayacaksam eğer; hayatımda ilk büyük hayal kırıklığımı, güvensizliğimi, yarı yolda bırakılmanın tecrübesini tattığım bir yıl oldu.
Bunun ardından arkadaşlığı dibine kadar yaşamayı öğrendim. Yalnız olmadığımı. En yakın dostumun aslında kardeşim gibi olduğunu. Dostum sayesinde o sene hayatımıza giren kız arkadaşı hayatımdaki en büyük destek haline geldi. 

Bir takım elemeler oldu hayatımda. Yakın/eski arkadaş olarak adlandırabileceğim 3 kişiyi hayatımdan çıkardım.
Hayatıma 2 tane yeni dost kattım.

Duygusal açıdan kimseyi sevmedim, sevilmedim. Doğru zaman doğru insan girmedi hayatıma.

Çok eğlendim, dibe vurdum. Sınırımı koyamadım. İnanılmaz sosyalleştim. Kabuğuma çekildim.
Yeni insanlar tanıdım. Onlarca hikayeler dinledim. Onlarla yeni anılara sahip olup herkesi geride bıraktım.

Babamı kaybettim.
Çok güçlendim. Çok ağladım.
Olduğum yere sığamadım.
Hayatımda ilk kez bir şeyler çizdim. Kendimi 4 duvara kapatıp kimseyi görmeden sadece müzikle günlerce çizdim.

Toma'yı sevdim. Tüm ânlarıma şahit olan bir tavşandan öte oldu o benim için.

Yüzlerce film izledim. Okudum.
Kalemimden korktuğum dönemi atlatmaya çalıştım. Elime kalem aldım.
Çok düşündüm. Hissizleştim. Çok hislendim.

Çok korktum. Süperkahraman olamadım. Bir süperkahraman da beklemedim.

Makul kararlar ardında ilerledim. Büyüdüm. Yıldım. Küçük çocuk hareketlerimi herkese kabullendirdim. Beni ben olduğum için seven, uzayli gözüyle bakmayan insanlar tanıdım.

'Sandalye boş mu?' diye sordugum tanımadıgım birine hayat hikayemi anlattim, kahvem bittiğinde bir daha görmeyeceğim o insana veda ettim.

Doyasıya pizza yedim. Kilo aldım. Dolgun yanaklarimi ve göbegimi sevdim. İnsanlar da sevdi.

Saçımı her gün üsenmeden annem ördü. Örgü basit bir seydi ama mutlu oldum.
Yeni dövme yaptırdım. İnsanların sen nasil dişi kadın olacaksin tepkisine maruz kaldım. Dövmemi öperek uyudum.

Pazartesilere lanet etmeyeceğim düzenimde devam ettim.

Thom Yorke ile bu sene farklı bi ilişkim oldu. Her sabah güne onun söylediği bir şarkı ile başladım.
Yüzlerce hayatıma bam diye giriş yapacak şarkılar keşfettim. Aralarından bi 10 tanesiyle ciddi aşk yaşadım.
Siyah harici renk giymeyi denedim, başaramadım.

Çok zeki insanlar tanıdım ve hepsinin beynini sömürdüm.

Hayatimda ilk kez midye yedim.

Kendi normalimi yaşamaya devam ettim. Birilerinin beni kalıba sokmasına izin vermedim.

Çok ufak şeylerdi. Çok büyük şeylerdi. Yaşadıklarım. Hiçbir zaman tarihi suçlamadım.
İyi ki bu sene ölmedim. Buralarda bi yerde nefes almaya devam ediyorum.

Tik-Tak

Biz Thom Yorke çocuklarıydık.
Dizlerime kadar çekmişim çorabımı ve bir yandan susuzluğumu hissediyorum.
Geçmişten gelen aşklar yanımda süzülüyor. Bir tür mıknatıs gibi hizaya çekmekle meşgulüm hayaletleri.
Tik tik tak
Saniye ikide bir takılıyor ve döngüde kısılıyoruz.
Tik tik tak tik tik tak
İki kat yavaş yaşıyoruz fakat hızımızı ışık hızıyla karşılaştırabilecek kadar özgüvenimiz var.
Tik tik tak tik tik tak tik tik
Sorgulamaktan bitap düşmüş adamları sevdik.
Beyin dalgalarına aşıktık. Ve kemirilen beynine sarılarak dans ettik.
Gün yoğunluğunda kaybettik.
Çünkü sadece düzlük mutlu edecekti. Zira çalışan bir beyin kendi ütopyasında yuvarlanır dururdu.
Tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik
Egomuz üstün sevmeleri kabullenemedi.
tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik
İçlenmiş birer seri katildik.
Tüketmeyi bekleyen ve aynı zamanda avcıların eline düşen.
Zamanda dans ederek yorgun bacaklarının acısını hisseden ve durmadan yenilenen.
Tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik tak tik tik tak

bizzat

Hiçkimse daha iyilerine falan layık değil.
-
Ben hayattan şikayetçi değilim. Problemim iç sesimle
-
'Kaybettim' diye üzüldüğüm şeye aylar sonra bakıyorum ve görüyorum ki; ben aslında bir kayıpla çok fazla şey kazanmışım.
-
İç ses olmasa nasıl olurdu acaba.
-
Slow motion olması gereken anılar var.
-
Yani. Bana imkansızdan bahsetmeyin. Ben bi gün dinozor besleyebilecek olmamın hayali ile hayata tutunuyorum.
-
Hayatımda insan değil de, insanlardan yakaladığım şarkıları biriktiriyorum.

Dedim.

Zaten benden yana hiçbir beklentiniz olmasın diye görünmez olmak istiyorum.
-
Biraz büyük konuşmak istiyorum.
-
Asıl sorun ne biliyor musun, hepinizi çok iyi anlıyorum ve bunu artık beynim kaldırmıyor.
-
Herhangi bi konu hakkında kimseyle anlaşmaya varmak istemiyorum. Hayattaki en önemli özelliğim; söz vermemek. Çünkü; tutmayacağım.
-
Dışarıda birbirimizden o kadar çok var ki, birini kaybetsek asla farkına varmayız.
-
Alter egom da benim, bizzat kendim.

21

Rüyalarımda hala 21'im.
Hala sapsarı saçlarım var.
Ve hala sorularım.
Rüyalarımda hala güçlüyüm.
Hala kendimle barışığım.
Ve hala çözümlerim var.
Gözlerimi hafifçe aralıyorum ve kurumuş dudaklarımı hafifçe aralayarak gülümsüyorum.
Karşımda 4 yaşımda sahip olduğum hayali arkadaşım -ki kendisi artık 33 yaşında-
'Yanıma uzanmanı istiyorum, neden beni oradan izliyorsun' diyorum.
Dudaklarım iyice kurumuş ve saat öğlen 4 olmalı, kaçta yattığımı tam hatırlamıyorum.
Ona bir şeylerden bahsediyorum.
Yarın havanın ne kadar güzel olacağından, yeni bir şarkı keşfettiğimden, nasıl daha sağlıklı beslenmem gerektiğinden, bulutların neden varolduğundan ve bana sarılmasını istediğimden.
Rüyalarımda hala 21'im.
Bilincim kendi halinde salınırken, gerçekle olmayanı ayırt edemiyor gibi dans ediyor tüm düşünceler.
Hala sapsarı saçlarım var.
Onları okşadığını hissedebiliyorum. Ya da bu sadece bir rüzgar esintisinden ibaret.
Kuvvetli görünen fakat çökük hissettiren fiziğime değen eli hissedebiliyorum.
Sırtımda gezinen sıcak bir ten aslında.
Kurumuş dudaklarımı hafifçe aralayıp gülümsüyorum.
Hala sorularım ve bekleyen rüyalarım var.